31 Aralık 2013 Salı

4. Murat, Şeyhülislamı neden idam etti?


1632 yılı başlarında sipahilerin ayaklanması ve Hafız Ahmed Paşa'nın idamı ile sonuçlanan olaylar sırasında Şeyhülislâm Yahya Efendi azledilerek meşihat Ahîzâde Hüseyin Efendi'ye verildi (10 Şubat 1632).

İki yıla yakın bir müddet bu makamda kalan Ahîzâde'nin şeyhülislâmlığı sarasında IV. Murad Bursa'ya giderken halkın şikâyeti üzerine herhangi bir soruşturma yapmadan İznik kadısını idam ettirmişti. Bu hareketi ilmiye mesleğine ve hukuka ağır bir darbe olarak gören Hüseyin Efendi. Valide Kösem Sultan'a bir tezkire göndererek ulemâya riayet edilmesini, kendisinin bu yolda oğluna nasihatta bulunmasını istemişti. Diğer taraftan Hüseyin Efendi'yi çekemeyen bazı garazkârlar ise onun padişahı hal' için gizli toplantılar yaptığı yolunda haber yaymışlardı. Bunun üzerine Valide Sultan da Bursa'da bulunan IV. Murad'a şeyhülislâmın tezkiresi ile birlikte bir mektup göndererek İstanbul'da durumun karışık olduğunu ve acele gelmesini bildirdi. Haberi alan hükümdar hemen İstanbul'a gelerek şeyhülislâmın ve oğlu İstanbul kadısı Seyyid Mehmed Efendİ'nin Kıbrıs'a sürülmesini emretti. Ahîzâde ve oğlu ayrı ayrı gemilere bindirilerek yola çıkarıldı. Fakat hiddetini yenemeyen padişah ölüm fermanı vererek bostancıbaşıyı arkalarından gönderdi. Gemiden alınan Hüseyin Efendi Bü-yükçekmece civarında idam edilerek cesedinin bulunmaması için kumsala gömüldü. Oğlu ise bindiği gemi denize açılmış olduğundan kurtuldu. Osmanlı geleneğinde ilmiye sınıfında en ağır ceza sürgün iken IV. Murad'ın ilk defa bu kuralı çiğneyerek önce bir kadıyı, sonra da bir şeyhülislâmı idam ettirmesi çeşitli huzursuzluklara sebep oldu. İdam kararında, şeyhülislâmın askerin ayaklanması sırasındaki tutumunun ve özellikle IV. Murad'ın kardeşlerini öldürmeyeceğine dair verdiği söze asker adına kefil olmasının da etkili olduğu söylenmiştir.

Aynı zamanda şair olan Hüseyin Efendi şiirde Hüdâî mahlasını kullanmıştır. Kâtip Çelebi bazı eserlere haşiyeler yazdığını söylemekte fakat isim beli itmemektedir (bk. Fezleke, II, 162). [204]

Kaynakça

1- Atâî, Zeyl-i Şakâik, İstanbul 1268, s. 755-757;

2- Kâtip Çelebi. Fezleke, İstanbul 1287, 11, 160-162;

3- Soiakzâde, Târih, İstanbul 1297, s. 753;

4- Naîmâ, Târih, İstanbul 1281-83, İM, 191-196;

5- Deahatü'l-meşâyih maa zeyl, s. 48-50;

6- Ayvansarâyî, Hadîkatü'l-ceüâmf,\, 128;

7- İlmiy-ye Salnamesi, s. 446-449;

8- İ. H. Danişmend. Kronoloji, İstanbul 1972, İli, 358;

9- Câhid Baltacı, XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri, İstanbul 1976, s. 332, 561;

10- Uzunçarşılı. İlmiye Teşkilâtı, s. 223-224. [205]

Suriye Selçuklu Devleti'nin kurucusu Tutuş, Emir Atsız'ı neden öldürttü?


Suriye Selçuklu Devleti'nin kurucusu Tutuş, Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan'ın oğludur. Suriye fâtihi Emîr Atsız'ın Kahire önlerinde Fâtımîlere mağlûbiyetinden sonra öldüğü sanılmış, bu sebeple Sultan Melikşâh Suriye'ye kardeşi Tutuş'u göndermişti (1077-8). Ancak ölmediği anlaşılan Atsız'ın, Sultan Melikşâh'a müracaatı üzerine, Tutuş'a Haleb bölgesine gitmesi için emir vermişti.

1079 yılında Tutuş, Şam 'a girerken Atsız onu surların üzerinde karşıladı. Bunu saygızlık gören Tutuş buna kızarak Atsızı yayının kirişi ile boğdurttu.

Tutuş : Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Alp Arslan'ın oğlu ve Suriye Selçuklu Devleti hükümdarı.

Atsız: SELÇUKLU KOMUTANIDIR.

Kazakistan’da hatıra olarak basılan paralarda Kül Tigin’de yerini aldı...


Yakın zamanda oluşturulan paranın ön yüzünde Göktürk hükümdarı Bilge Kağan’ın kardeşi Kül Tigin yer aldı. Kül Tigin, Ortaasya’daki birliği sağlayan, çok fazla savaşa katılmış eski kahraman bir Türk askeri olarak tanıtıldı. Ayrıca Göktürk harfleri yer aldı. Paranın arka tarafında ise özellikle İskit-Saka Türklerinde sık gördüğümüz geyik motifi, kaya çizimlerinden Türk savaşçıları ve Göktürk anıtlarından Kül Tigin bengütaşına yer verildi.

Hz İbrahim ve Mecusi


Bir hafta kadar İbrahim peygamber 'in misafirhanesine hiçbir misafir gelmemiş. Oysa o mübarek peygamber, belki muhtaç bir misafir diye bekler, daima yemeğin vaktini geçirirmiş. Nihayet İbrahim peygamber, misafir gelmediğini görünce, misafir aramak üzere dere, tepe demeden yollara düşmüş.

Sonunda kırda saçı sakalı kar gibi ağarmış, söğüt ağacı gibi bir ihtiyar görmüş. Ona iltifat ederek, kerim insanların adeti üzere:

"Merhaba gözümün bebeği! Tenezzül buyurun da yemeği bizde yiyelim, diye teklifte bulunmuş."

İhtiyar, Hz İbrahim'in ahlakını bildiği için teklifini kabul ederek birlikte yürümeye başlamışlar.

İbrahim peygamberin misafirhanesindeki adamları o gösterişsiz ihtiyarı izzet ve saygıyla karşılamışlar.

Sofra kurulmuş, herkes oturmuş. Yemeğe başlarken "Bismillah" dedikleri halde, ihtiyar buna katılmayıp bir şey söylemeyince İbrahim peygamber:

"Ey çok yaşamış adam! İhtiyarlar dini hususlarda titiz ve hararetli olurlar. Sende bu halin zerresini görmüyorum. Neden besmeleye iştirak etmedin? Yemeğe başlarken Allah'ı anmak, O'nun mübarek ve mukaddes adını zikretmek şart değil mi?"

İhtiyar şu cevabı vermiş:

"Bizim dinimizde böyle bir şey yok. Pirimden de işitmedim. Ben ateşperestim. Başka türlü hareket edemem."

Bunun üzerine İbrahim peygamber onun Mecusi olduğunu anlayarak, bizim dinimizde yabancı olan münkir ve murdarın temizler yanında yeri yoktur, diyerek yemeğe kendisinin davet ettiği ihtiyar misafiri kovmuş.

Derhal Cebrail, Cenab-ı Hakk tarafından gelerek İbrahim'e mehabetle şöyle hitap etmiş.

"Ya İbrahim! Ben o ihtiyarı yüz senedir yaşatıyor ve rızkını veriyorum. Sense ondan nefret ettin ve bir lokma ekmeği esirgedin. O, ateşe tapıyorsa sana ne? Sen ondan kerem elini ne diye çektin ?"

İbrahim Peygamber bu ilahi hitap üzerine, ihtiyar Mecusiyi bularak ondan özür diler. İhtiyar niçin özür dilediğini sorar. İbrahim de durumu anlatır. Bunun üzerine ihtiyar "İbrahim'ın Tanrısı meğer ne kadar yüce ve dini ne güzel dinmiş" diyerek hak dine girer.

Sadi (Bostan)


Newton, Teslis inancını neden reddediyordu?


Isaac Newton’un simyacı yönünün medyada ve yakın zamanda yayımlanmış bazı romanlarda gözler önüne serilmesine rağmen, Newton’un ilahiyatçı kişiliği hâlâ halk tarafından fazla 
bilinmemektedir. Oysa Newton simya ve bilim alanlarından çok, ilahiyat alanında yazmıştır. Simya alanında yaklaşık bir milyon kelime yazan Newton, din ve din tarihi ile ilgili üç milyon kelime kaleme almıştır. Daha da önemlisi Newton’un bilim ve simya alanında yazdıklarının da aslında dinî motivasyonlarla yazılmış olmasıdır. Newton genç papaz Richard Bentley’e 1692 yılında yazdığı mektupta şunları söylüyordu: “Bizim sistemimiz hakkında inceleme yazdığım zaman, insanların Tanrı’ya inancı dikkate almalarını sağlayabilecek prensipleri seçmeye dikkat ettim ve hiçbir şey beni onların bu sebeple kullanılmalarından daha fazla sevindiremez.” Newton’a göre Tanrı hakkında bilgi edinmemizin iki yolu vardı, birincisi kutsal kitaplar, ikincisi de Tanrı’nın diğer eseri olan doğa. “Tanrı eserleri aracılığıyla bilinir” sözü Newton’un bilim felsefesini özetlemektedir. Newton’a göre doğa bilimlerinin arkasındaki en önemli amaç Tanrı’yı anlamaktır ve o hem bilimle hem de simyayla bu yüzden uğraşmıştır. Evreni de Hıristiyanlık’ın bozulmamış halini de Tanrı’nın yarattığına inanan Newton bu ikisinin çelişemeyeceğini düşünüyordu. Dolayısıyla hem bilimin dine, hem de dinin bilime yol gösterdiğine inanıyordu.

Newton, hayatı boyunca, Evren’e objektif bir biçimde baktığımız zaman tasarım göreceğimize ve bu tasarımdan Tanrı’yı bulacağımıza inanmıştır. Dolayısı ile Newton günümüz felsefecilerinin “tasarım kanıtı” dedikleri “Tanrı varlık kanıtı”nı savunmuştur. Daha üniversite öğrencisiyken canlılardaki simetrinin şans eseri açıklanamayacağını, ancak bir tasarım eseri gelişebileceğini savunmuştur.Bentley’le mektuplaşmaları sırasında Newton, Güneş sisteminin yapısının ancak üstün bir yaratıcı ile açıklanabileceğini söylemiş, aynı görüşü devrim niteliğindeki Principia’nın “Genel Açıklama” bölümünde de tekrarlamıştır. Ona göre Güneş sisteminde aynı yönde, eliptik yörüngelerde hareket eden gezegenler ve özellikle de kuyruklu yıldızlar büyük bir Matematikçi ve Mekanikçi’yi işaret etmektedir. Ancak Newton’a göre Tanrı Evren’deki yasaları yaratıp çekilmemiştir, hâlâ aktiftir ve Evren’e müdahale etmektedir. Newton’un yerçekimi teorisine göre bütün cisimler birbirini çekmektedir. Doğal olarak Newton’un aklında şöyle bir soru canlanıyordu, neden her şey bir noktada birleşmiyor,


Evren sabit duruyordu? Newton’a göre bunun olmasını Tanrı engelliyordu, devamlı olarak gök cisimlerini birbirinden uzakta tutuyordu. Dolayısı ile Newton, yerçekiminin hem Tanrı’nın var olduğunu, hem de Tanrı’nın devamlı olarak Evren’de aktif olduğunu gösterdiğini düşünüyordu. Newton’a göre İncil’in gösterdiği de buydu. İncil, Evren’e devamlı müdahale eden, onu yöneten bir Tanrı’dan bahsediyordu ve bilim yasaları da aynı şeyi söylüyordu.

Newton ikinci ünlü eseri Optik’in basılmamış ilk versiyonunda Tanrı’nın bilimin ilk aksiyomu olduğunu söylüyordu. Newton’a göre bilim, Tanrı’nın varlığını kabulle başlardı, ancak bu kabul dogmatik olmazdı, Tanrı’ya tümevarım metoduyla ulaşılırdı. Newton Optik’in yayımlanmamış bu ön versiyonunda din felsefesinde “Âlem Delili” olarak bilinen Tanrı varlık delilinin bir versiyonunu ortaya atıyordu. Newton’a göre bilim, metot olarak sonuçtan sebebe doğru hareket ederdi. Bunun sonucunda kaçınılmaz bir biçimde Evren’in ilk sebebine ulaşırdı. Tanrı’nın özelliklerini bildirmek bilimin işidir, biz Evren’i inceleyerek Tanrı hakkında bilgi alırız. Dolayısı ile Newton’un bilim yasalarını kullanan bir inançsız, Newton’a göre ister istemez Tanrı’ya inanmaya başlayacaktır.

Newton Tanrı’nın, Evren’in her yerine ve her anına yayıldığını düşünüyordu. Uzay Tanrı’nın duyu organı gibidir. Tanrı’nın yarattığı her şey otomatik olarak Tanrı tarafından algılanır. Newton her ne kadar yayımladığı eserlerde yerçekiminin kaynağı konusunda yorum yapmaktan kaçınsa da, çekim yasasının her yere ulaşması ile Tanrı’nın her yerde bulunmasından yola çıkarak yerçekiminin de sürekli Tanrı tarafından aktif tutulduğu fikrine sahip olduğunu özel yazılarından biliyoruz.

Newton’un Deist (Tanrı’ya inanan ama dinleri reddeden kişi) olduğunu iddia edenler de vardır. Ancak bu iddia Newton’un el yazmaları ile açıkça yalanlanmıştır. Newton, Tanrı’nın aktif bir güç olarak Dünya’ya müdahale etmesinin yanında, çeşitli zamanlarda peygamberler aracılığı ile Dünya’ya dinler indirdiğine inanır. Ona göre Hıristiyanlık da özünde bu dinlerden biridir, ancak zamanla bozulmuş, değiştirilerek kirletilmiştir. Newton’a göre Hıristiyanlık’a verilen en büyük zarar ona üçleme olarak bilinen doktrinin sokulmasıdır. Üçleme bugün neredeyse bütün Hıristiyan mezheplerinin kabul ettiği, Hıristiyanlık’ın temel inançlarından biridir. Buna göre Tanrı’nın üç ayrı kişiliği vardır: Baba, Oğul (İsa) ve Kutsal Ruh. Dolayısıyla İsa, Tanrı’nın bu üç yüzünden biridir ve Tanrı’nın beden bulmuş halidir. Newton bu görüşe şiddetle karşı çıkmıştır, ona göre Tanrı tek bir kişiliktir ve İsa, Tanrı’nın vücut bulmuş hali olamaz. Ona göre üçleme inancı Hıristiyanlık’a IV. yüzyılda girmiş ve ondan sonra Hıristiyanlık doğru yoldan sapmış, I. yüzyıldaki orijinal Hıristiyanlık’tan uzaklaşmıştır. Anglikanizm, Kalvinizm, Katoliklik hepsi doğru yoldan sapmışlardır.


Allah ol dediğinde oluşum süreci nasıl başlar?


Derhal oluyorsa neden kainat 6 günde yaratıldı. İşte cevabı...

1- Allah ol dediğinde olmaz ol emri verdiğinde emir alanın oluşum süreci başlar öyleyse "KÜN YE YEKÜN" ol deyince olur manasına gelmez OLUŞ DEDİĞİNDE OLUŞUM BAŞLAR anlamına gelmektedir...

2- Allah'ın "OLUŞ" emri hala sürmektedir nitekim bu yazıyı okuyan kişi çocuksa büyüyecek, büyükse ihtiyarlayacak, ihtiyarsa ölecek ve canlılar arasında OLUŞUM-GELİŞİM VE ÖLÜM olayları her an sürecektir...

3- KÜN FE YEKÜN Ayeti üç anlama gelmektedir:

A- Varlık oluş halindedir...

B- Varlık aşamalı olarak oluşmaktadır...

C- Varlık oluşumu aynı zamanda yenilenmeyle birlikte olmaktadır

İşte Allah kainatı merhaleli olarak, sürekli bir oluşum halinde ve her zaman doğayı kendini yenilemeye müsait olduğundan altı evrede yaratmıştır. OLUŞ emri kıyamete kadar sürecek kıyamette farklı bir oluşum ortaya çıkacaktır

4- Yaratılışı ve "OLUŞ" emrinin merhaleli olması biz insanların oluşumu ve gelişimi gözlemleyebilmemiz içindir.

Bu sayede yağmurun yağmasını, ekim-tarım işlerini yaparız ayrıca petroller ve diğer fosil yakıtlarda bu emrin sonucudur "oluş" emri bir nimettir ama fark edenler çok azdır...

5- Pat diye oldurmaya elbette Allah'ın gücü yeter ama biz bu oluşumu gözlemleyemezdik ve ileriye dönük tedbirler alamazdık, ayrıca her şeye bir Ölçü / Kader tayin eden ve sünnetini değiştirmeyen bir Allah'a inanıyoruz...

‘İbni Sina’ya göre eğitim yaşı 7 mi?’


“Çocuk yedi yaşına girmeden önce yorucu ve rahatsız edici işlerin altına itilmemeli, bu şekilde bir eğitim ve terbiye etme yoluna gidilmemelidir. Çünkü bu çocuğun dinamizmini kırar, güzel yetişmesine engel olur.’’